Bir zamanlar, sanat yapmak için üç şey gerekirdi: yetenek, ter, ve genellikle biraz da açlık. Bugün ise tek ihtiyaç: iyi bir internet bağlantısı ve gerekli promptları yazabilme becerisi. Artık sanat dünyasının en üretken çocuğu yapay zekalar oldu. Ama asıl sorulması gereken soru şu: “Bu çocuklar sanatçı mı, hırsız mı, yoksa milyonlarca insanın emeğini ‘öğrenip’ harmanlayan dijital bir kolajör mü?” Üstelik kolaj dediğin şey, orijinal parçaları hâlâ tanıyabiliyorsan sanat, hiç tanıyamıyorsan hırsızlık değil mi? AI ise ikisinin arasında, bulanık bir gri alan.
Samuel Butler, 1872’de Erewhon’da bu bulanıklığı çoktan görmüştü… Ona göre; ”Makineler, insanın emeğini taklit ederek onu köleleştirir. Gün gelir, kendi ‘düşüncelerini’ üretirler.” O gün ‘düşünce’ hâlâ hâlâ insan zihnine özgü bir faaliyet olarak kabul edilirken, günümüzde bu kavramın sadece insana ait olmadığını, giderek istatistiksel bir modele evrildiğini görebiliyoruz.
Peki geleneksel hukuk bu alana nasıl bakıyor? Fikri mülkiyet hukuku, bu soruya cevap vermeye çalışırken kendini hala 1870’lerde yaşıyormuş gibi hissediyor. Çünkü geleneksel hukuk, “yaratıcı” dediğimizde insanı işaret ediyor. Peki Algoritma? O sadece “araç” olabilir, değil mi? Peki ya araç, kendi başına “yaratıyorsa”?
Ve işte asıl mesele: “Araç” kendi başına yaratıyorsa, “yaratıcı” kim? Kullanıcı mı, algoritma mı, yoksa ikisinin henüz tanımlanmamış ortaklığı mı? ABD Telif Ofisi bu konuda çok net: AI üretimini tescil etmiyor. Çünkü onların nezdinde insan yaratıcılığı şart. Ama aynı üretimi satmak, lisanslamak yasal. Mantık? Mantık nerede?
Bu çelişki aslında şunu gösteriyor: hukuk, eser dediğinde hâlâ 18. yüzyıldan kalma dahi sanatçı mitini kullanıyor. Oysa Foucault sormuştu: “Yazar nedir?” Yazar, metne sahip çıkan, ona sınır çizen bir işlevdir. Peki ya metin kendi anlamını kendisi üretiyorsa? Ya da daha derinden: Metnin “kendisi” diye bir şey var mı?
Belki de “AI üretimi kimin eseri” diye sormak baştan hatalı bir soru çünkü mesele kime ait olduğu değil ortada gerçekten eser dediğimiz bir şeyin kalıp kalmadığı olabilir Belki de asıl konuşmamız gereken şey şu bugün hâlâ eser dediğimiz şey işe yarıyor mu yoksa eski dünyanın bir alışkanlığı mı
Hatta daha ileri gidelim belki de eser diye bir şey hiçbir zaman sandığımız kadar gerçek değildi sadece hukukun düzen kurmak için çizdiği bir çerçeveydi biz de yıllardır onu gerçek sandık. Ya da bizim gerçeklik algımız mı değişti?
Bu metin yazılırken bazı cümleler doğrudan kalemimden çıktı. Bazıları da konunun ruhuna uysun diye algoritmik önerilerin seçilmesiyle oluştu. Sınır net değil. Ve şu anda bu satırları okuyan siz, tamamen bir insanın yazısını yoksa bir aracın çıktısını mı okuduğunuzu tam olarak bilemiyorsunuz.
Bu metnin telif hakkı kime ait? Yazara mı, kullanılan modele mi, yoksa bu ikiliği kuran teknolojiye mi? Cevap, muhtemelen şu anda bu satırları okuyan zihninizde şekilleniyor. Ve belki de bu, “yaratıcılık” kavramının en radikal yeniden tanımı: Eser, artık yazıldığı yerde değil, okunduğu yerde tamamlanıyor.
[Metin sona erdi. Kim yazdı? Siz karar verin.]