web analytics

IBAN Kiralama Suçu ve Cezası

Yayınlama: 23.02.2026
A+
A-
2020 yılında Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Avukat Nupel Dicle Oyur, 2021’de Diyarbakır Barosu’na bağlı olarak Ceza, İş ve Aile Hukuku gibi alanlarda avukatlık yapmaya başlamıştır. Çözüm odaklı yaklaşımıyla müvekkillerine en iyi hukuki desteği sağlamaktadır. Sanata olan ilgisiyle tiyatro deneyimini mesleğine entegre eden Oyur, hukuku insani bir bakış açısıyla sunmaktadır. Toplumsal sorumluluk bilinciyle gönüllü davalarda yer alan ve insan hakları savunuculuğu yapan Oyur, hukuki bilgilerini Gazetemizdeki yazılarında paylaşarak adalete erişimi kolaylaştırmayı hedeflemektedir. Hem mesleki yetkinliği hem de sanata olan ilgisiyle dikkat çeken Oyur, yazılarıyla adalet sistemine ışık tutmaya devam edecektir.

Son yıllarda ceza dosyalarında tekrar eden bir savunma kalıbı var: “Ben yalnızca hesabımı verdim kimseyi dolandırmadım.” Şimdi küçük bir akıl oyunu oynayalım. Birisi sana diyor ki: “Çantanı bir saatliğine ver, içine ne koyduğumu sorma.” Kabul eder misin? Hayır. Çünkü sezgi devreye girer. Peki IBAN söz konusu olunca neden sezgi devre dışı kalıyor? Çünkü para soyuttur. Fiziksel ağırlığı yoktur ama hukuki özgül ağırlığı vardır.

IBAN dediğin şey banka hesabının kimlik kartıdır. O hesaptan geçen her meblağ, hesap sahibinin hukuki alanına temas eder. Sistem şöyle işler: Para gelir. Banka kaydeder. Şüpheli işlem algoritması çalışır. Bildirim yapılır. Dosya açılır. İlk sorulan soru basittir: “Bu hesap kimin?”

Cevap: Senin.

Peki nedir bu iban kiralama? Bunun TCK’da ki yeri nedir? Türk Ceza Kanununda “IBAN kiralama” başlığı altında bir suç düzenlemesi bulunmamaktadır. Bu boşluk bazılarına cesaret verdi. “Demek ki suç değil” gibi tehlikeli bir mantık üretildi. Oysa hukukta isim yokluğu, sonuç yokluğu anlamına gelmez. Fiilin kendisi başka suç tiplerinin içine yerleşebilir. Ve yerleşiyor da.

Nitekim Türk Ceza Kanunu m.158/1-f hükmü, banka ve bilişim sistemlerinin araç olarak kullanıldığı dolandırıcılık hallerini nitelikli dolandırıcılık kapsamında değerlendirir. Bu düzenleme, banka hesabının yalnızca teknik bir “geçiş noktası” olarak kullanılması halinde dahi sorumluluğun gündeme gelebileceğini açıkça ortaya koyar.

TCK m.158/1-f, banka ve bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenen dolandırıcılık fiillerini nitelikli hal kapsamında düzenler. IBAN kiralama fiilinin mevcut uygulamada sabit ve tek tip bir cezası bulunmamaktadır; yaptırım, eylemin hangi suç tipine temas ettiğine göre belirlenir. Eğer hesap, banka ve bilişim sistemleri araç kılınarak gerçekleştirilen dolandırıcılıkta kullanılmışsa, Türk Ceza Kanunu m.158/1-f kapsamında üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası gündeme gelir. Hesabın suçtan elde edilen malvarlığı değerlerinin sisteme sokulması veya dolaştırılmasında kullanılması hâlinde ise aynı Kanun’un 282. maddesi uyarınca üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası söz konusu olabilir. Fiilin örgütlü yapı içinde işlenmesi, zincirleme şekilde gerçekleşmesi veya nitelikli hâllerin bulunması durumunda ceza artırımı gündeme gelir; ayrıca hesaplara bloke, malvarlığına el koyma ve müsadere tedbirleri de uygulanabilir.

Burada belirleyici olan, hesabın kime ait olduğu değil; suçun icrasında nasıl bir fonksiyon gördüğüdür. Bir banka hesabının, suç gelirinin aktarımında “teknik geçiş noktası” olarak kullanılması, görünüşte pasif bir rol gibi dursa da, fiilin icra zincirine dâhil olunduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Ceza hukuku, araçsallaştırılmış pasifliği çoğu zaman tarafsız kabul etmez.

Aynı Kanun’un 282. maddesi ise suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerinin finansal sisteme sokulmasını ve dolaşıma kazandırılmasını aklama suçu olarak tanımlar. Hesabın bu dolaşım hattında yer alması kişiyi otomatik olarak fail konumuna getirmeyebilir; ancak soruşturmanın merkezine yerleştirir. Çünkü sistem, paranın kaynağından çok izlediği yolu kaydeder. O yolun üzerinde kimin adı varsa, hukuki inceleme önce oradan başlar.

Uygulamada en kritik kavram olası kasttır. Failin sonucu doğrudan istemesi aranmaz; öngörmesi ve kabullenmesi yeterlidir. “Ne olacağını bilmiyordum” savunması ile “böyle bir ihtimali hiç düşünmedim” iddiası arasındaki fark teorik değil, pratiktir. Ekonomik suçlar bakımından mahkemeler, hayatın olağan akışı içinde öngörülebilir riskleri özellikle değerlendirir. Hesabına farklı kişilerden, açıklamasız ve yoğun para girişleri olurken hiçbir şüphe duymamak, ceza hukuku bakımından nötr bir davranış olarak kabul edilmez.

Unutmayın suç örgütleri kendi adlarına hesap kullanmaz. Yasa dışı bahis veya dolandırıcılık yapılanmalarında para doğrudan organizatör hesabına aktarılmaz. Aracı hesap tercih edilir. Bu tercih teknik zorunluluktan değil, iz bırakma stratejisinden kaynaklanır. İlk görünen isim hesap sahibidir; ilk bloke edilen hesap odur; ilk ifadeye çağrılan kişi de çoğunlukla odur.

Banka sistemleri işlem paterni üzerinden çalışır. Transfer sıklığı, gönderici çeşitliliği, tutar dağılımı, kısa süreli yoğunluk gibi göstergeler algoritmalar tarafından işaretlenir. Ardından MASAK incelemesi başlar, hesaplara bloke konulur ve savunma süreci devreye girer. Bu aşamada en sık duyulan cümle şudur: “Menfaat elde etmedim.” Oysa komisyonun miktarı hukuki sorumluluğun belirleyicisi değildir. Küçük görülen bir ödeme dahi menfaat tartışmasını başlatmaya yeterlidir. Dahası, menfaat yalnızca doğrudan kazanç şeklinde yorumlanmaz; bilinçli şekilde risk üstlenilmesi de değerlendirme kapsamına alınabilir.

Tartışmaya açılan 11. Yargı Paketi ile hesap bilgilerinin üçüncü kişilere verilmesinin müstakil bir suç olarak düzenlenmesi gündemdedir. Bu düzenleme hayata geçerse yorum alanı daralacak ve fiilin kendisi bağımsız bir yaptırıma bağlanacaktır. Ancak normatif değişiklikten bağımsız olarak temel ilke değişmez: Finansal sistem içinde bilerek ya da bilerek kayıtsız kalarak risk devralmak, hukuki sonuç doğurur.

Mesele yalnızca bir para transferi değildir. Kaynağı ve amacı bilinmeyen bir meblağın, kişinin kendi hukuki kimliği üzerinden dolaşmasına izin verilmesidir. Ceza hukuku iyi niyet beyanlarını, objektif risk göstergeleri karşısında tek başına yeterli görmez. Dijital finans sistemleri hafızalıdır; her işlem iz bırakır. Bu nedenle “hesabımı kullandırdım” ifadesi çoğu dosyada savunmanın başlangıcıdır; hükmün gerekçesi değildir. Ekonomik zorlanma, kısa vadeli kazanç beklentisi ya da “bir şey olmaz” düşüncesi, hukuki değerlendirmede mazeret değil; öngörülebilir riskin kabullenilmesi olarak ele alınır.

Lütfen unutmayın; IBAN kiralama bir iyilik değildir. Bir güven ilişkisi hiç değildir. Bu, hukuki sorumluluğun ad ve kimlik üzerinden devralınmasıdır. Ceza hukuku ise devralınan riskleri komisyon oranına göre değil, ortaya çıkan sonuçlara göre tartar.

Ve işin görünmeyen tarafı: finansal gözetim.

Mali Suçları Araştırma Kurulu şüpheli işlem bildirimlerini sistematik biçimde izler. Bankalar belli tutar, frekans ve profil dışı hareketlerde otomatik bildirim yapar. Hesabına kısa sürede farklı kişilerden, açıklamasız para girişleri olduysa alarm çalar. Bloke gelir. İfade çağrısı gelir. Hesap kapatılır. Sicil etkilenir. Kredi, ticari faaliyet, finansal itibar… hepsi domino etkisi yaratır.

Burada ironi şudur: Suçu planlayan görünmez kalır, hesabını veren görünür olur. Zincirin en zayıf halkası, zincirin tamamından sorumlu tutulur. Komisyon adı altında verilen birkaç bin lira, bir ceza dosyasının masrafını bile karşılamaz.

“Ben sadece aracıyım” savunması, ceza hukukunda her zaman masumiyet getirmez. Çünkü bazı aracılıklar, suça iştirak niteliği taşır. İştirak dediğimiz şey, suçun icrasına bilinçli katkıdır. Ve katkı her zaman eylemle olmaz; bazen imkan sağlamakla olur. Yani IBAN kiralamak, masum bir davranış değildir.

Bu yüzden önce kendimize şu soruyu soralım: IBAN kiralamak gerçekten kolay para mı? Yoksa hukuki sonuçları ertelenmiş hayati bir yükümlülük mü? Bazen en akıllıca hamle, oyunu oynamamaktır. Çünkü bazı masalarda kazanan yoktur; sadece sırayla kaybedenler vardır.

Bir Yorum Yazın
Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.