Son yıllarda ceza dosyalarında tekrar eden bir savunma kalıbı var: “Ben yalnızca hesabımı verdim kimseyi dolandırmadım.” Şimdi küçük bir akıl oyunu oynayalım. Birisi sana diyor ki: “Çantanı bir saatliğine ver, içine ne koyduğumu sorma.” Kabul eder misin? Hayır. Çünkü sezgi devreye girer. Peki IBAN söz konusu olunca neden sezgi devre dışı kalıyor? Çünkü para soyuttur. Fiziksel ağırlığı yoktur ama hukuki özgül ağırlığı vardır.
IBAN dediğin şey banka hesabının kimlik kartıdır. O hesaptan geçen her meblağ, hesap sahibinin hukuki alanına temas eder. Sistem şöyle işler: Para gelir. Banka kaydeder. Şüpheli işlem algoritması çalışır. Bildirim yapılır. Dosya açılır. İlk sorulan soru basittir: “Bu hesap kimin?”
Cevap: Senin.
Peki nedir bu iban kiralama? Bunun TCK’da ki yeri nedir? Türk Ceza Kanununda “IBAN kiralama” başlığı altında bir suç düzenlemesi bulunmamaktadır. Bu boşluk bazılarına cesaret verdi. “Demek ki suç değil” gibi tehlikeli bir mantık üretildi. Oysa hukukta isim yokluğu, sonuç yokluğu anlamına gelmez. Fiilin kendisi başka suç tiplerinin içine yerleşebilir. Ve yerleşiyor da.
Eğer hesap, dolandırıcılık fiilinin icrasında araç olarak kullanılmış ve hesap sahibi bu kullanıma bilinçli olarak imkân sağlamışsa, Türk Ceza Kanunu m.158/1-f kapsamında banka ve bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle işlenen nitelikli dolandırıcılık gündeme gelir. Sanığın suçun işlenmesinde bilinçli katkısı varsa, iştirak söz konusudur. Bilişim yoluyla nitelikli dolandırıcılık suçunun cezası 4 yıldan 10 yıla kadar hapis ve suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olmayacak şekilde adlî para cezasıdır.
Hesabın, suçtan elde edilen malvarlığı değerlerinin sisteme sokulmasında veya dolaştırılmasında kullanılması hâlinde ise Türk Ceza Kanunu m.282 devreye girer. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu bakımından tipikliğin oluşması için paranın suçtan geldiğinin bilinmesi veya bu ihtimalin kabullenilmesi gerekir.
Olası kast burada belirleyicidir. Yani failin sonucu doğrudan istemesi aranmaz; öngörmesi ve kabullenmesi yeterlidir. Ekonomik suçlar bakımından mahkemeler, hayatın olağan akışı içinde öngörülebilir riskleri özellikle değerlendirir. Hesabına farklı kişilerden, açıklamasız ve yoğun para girişleri olurken hiçbir şüphe duymamak, ceza hukuku bakımından hayatın olağan akışına aykırı bir davranış olarak kabul edilir.
Ancak şunu da atlamamak gerekir: Her hesap sahibi bilinçli iştirakçi değildir. Gerçek mağdurlar vardır. Özellikle gençler, ekonomik baskı altındaki kişiler veya sosyal mühendislik yöntemleriyle manipüle edilen bireyler sistematik biçimde hedef alınır. “Papara hesabını doğrulayalım”, “kripto işlem yapacağız”, “banka promosyonu var” gibi teknik aldatmalarla hesap kontrolü devralınır. Bu durumda kast unsuru ayrı değerlendirilir. Tehdit, hile, irade fesadı varsa ceza sorumluluğu otomatikleşmez. Ceza hukuku iradeye bakar.
Suç örgütleri kendi adlarına hesap kullanmaz. Aracı hesap tercih edilir. İlk görünen isim hesap sahibidir; ilk bloke edilen hesap odur; ilk ifadeye çağrılan kişi çoğunlukla odur. Burada ince bir ironi vardır: Organizasyonu kuran görünmez kalmaya çalışır, hesabını veren ise görünür olur. Bu süreçte Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) devreye girer. Şüpheli işlem bildirimleri algoritmalarla tespit edilir. Transfer yoğunluğu, tutar dağılımı, gönderici çeşitliliği analiz edilir. Hesaplara bloke uygulanır. Savunma alınır. “Menfaat elde etmedim” savunması tek başına kurtarıcı değildir; çünkü menfaat yalnızca alınan komisyon değil, bilinçli şekilde risk üstlenmek de değerlendirilir.
IBAN kiralama kolay para değildir. Küçük komisyonlar, yıllarca süren soruşturmalar, finansal sicil etkisi ve hukuki sorumluluk karşısında önemsiz kalır. Para soyut olabilir ama sistem hafızalıdır. Her işlem iz bırakır, her risk kayda geçer. Bazı masalarda hesap sahipleri bilinçli risk devralır; bazı masalarda ise gerçekten kandırılmış olabilirler. Hukuk, farkı ayıklar. Ama öngörülebilir riskleri bilerek devralanlar sorumluluktan kaçamaz.