Etrafınızda “seni CİMER’e şikayet edeceğim” diye böbürlenenleri fark etmişsinizdir. Birçoğumuz klavyenin başına geçip birkaç cümleyle kendi adaletimizi yazıyor, kendimizi kısa süreliğine kahraman ilan ediyoruz. Klavye açılıyor, cümleler derin bir öfkeyle kuruluyor; gönder tuşuna basıldıktan birkaç dakika sonra ise tuhaf bir rahatlama hissi geliyor. Şikâyet hakkı, hak aramanın ötesinde bir hizalama aracına dönüşüyor; ego tatmin ediliyor, mesele kapanmış sanılıyor.
Oysa CİMER, öfke boşaltma alanı değildir. Burası, vatandaşın devlete doğrudan temas ettiği resmî bir başvuru sistemidir. Sosyal medyada yazılan bir cümle unutulabilir; CİMER’e yazılan her kelime ise kayıt altına alınır, işlenir ve idari sonuçlar üretir.
Klavyeden çıkan bir iddia, gerçek dünyada dosyaya dönüşür. Kısacası CİMER, “yaz gitsin” alanı değil; sonuç üreten bir mekanizmadır. Bu nedenle yazılan metin yalnızca yazanı bağlamaz; muhatabının mesleki itibarını, kişisel hayatını ve kamusal sistemin işleyişini de doğrudan etkileyen bir güce sahiptir. CİMER’e yazmak, sanıldığı gibi risksiz bir refleks değil; bilinç ve sorumluluk gerektiren ciddi bir tercihtir.
CİMER’e yapılan her başvuru, hukuken sıradan bir şikâyet değildir; açıkça bir beyan niteliği taşır. Türk Ceza Kanunu’nda beyanın karşılığı nettir: sonuç ve sorumluluk. Gerçek dışı bir fiilin bir kişiye isnat edilmesi ve bu isnadın soruşturma başlatacağını bilerek yapılması, iftira suçunu doğurur (TCK m. 267). Hiç yaşanmamış bir olayın olmuş gibi anlatılması, suç uydurmadır (TCK m. 271). Hedef alınan kişi bir kamu görevlisiyse ve kullanılan dil onur, şeref ve saygınlığı zedeliyorsa, tabloya hakaret (TCK m. 125) da eklenir.
Burada kritik olan şudur: “Ben sadece şikâyet ettim” cümlesi, ceza hukuku açısından koruyucu bir zırh değildir. Hukuk, başvurunun başlığına değil, içeriğine bakar. CİMER’e yazılan metin idari bir süreci tetikliyor ve isnat edilen fiil gerçeğe dayanmıyorsa, kişi kendini bir anda şikâyetçi değil, şüpheli konumunda bulabilir. Dijital dilekçenin romantizmi tam da bu noktada sona erer.
Sahadaki veriler ve istatistikler dikkat çekici bir tabloyu ortaya koyuyor. CİMER’e yapılan başvuruların kayda değer bir bölümü, somut bir hak ihlalinden ziyade “uyarmak”, “ders vermek” ya da yalnızca içini dökmek amacıyla kaleme alınıyor. Delil yok, netlik yok; kimi zaman hukuki anlamda tartışılabilecek bir olay dahi bulunmuyor. Bu tür başvurular arttıkça sistem kaçınılmaz olarak temkinli davranmaya başlıyor. Her iddiaya aynı ciddiyetle yaklaşmak zorlaşıyor ve bunun bedelini, gerçekten mağdur olanlar ödüyor. Kalabalık içinde sesler boğuluyor, haklı talepler gecikiyor.
İşte tam bu noktada hukuk ile toplumsal davranış biçimleri kesişiyor. Hukuk, iddiaların dayanakla konuşmasını ister; sosyal yapı ise tekrar eden davranışlara göre refleks geliştirir. Sürekli abartılı ya da temelsiz iddialarla karşılaşan bir sistemin tüm başvurulara mesafeli yaklaşması, kötü niyetli bir tercih değil; insan doğasının ve kurumsal işleyişin kaçınılmaz sonucudur. Ego tatminiyle kaleme alınan her metin, farkında olmadan kolektif hak arama kültürünü zayıflatır ve gerçek mağduriyetlerin sesini kısar.
CİMER, modern devletin şeffaflık vitrini gibidir. Ancak vitrine taş atıldığında içerideki sorunlar daha görünür olmaz; yalnızca cam kırılır. Hak arama özgürlüğü, sınırsız suçlama hakkı değildir. Masumiyet karinesi yalnızca mahkeme salonlarında değil, klavye başında da geçerlidir. Dijital ortam sorumluluğu ortadan kaldırmaz; aksine her kelimeyi kayıt altına alır, her iddiayı iz bırakır hâle getirir.
Bu nedenle CİMER’e yazmadan önce durup düşünmek gerekir. Kaleme alınan metin gerçek bir çözüm arayışının ürünü mü, yoksa anlık bir öfke refleksi mi? Amaç gerçekten bir haksızlığı gidermek mi, yoksa içten içe hissedilen değersizlik duygusunu bastırmak için kullanılan “ben susturulmam” illüzyonunu tatmin etmek mi? Çünkü klavye başında atılan her tuş, ya adaletin sesine katkı sunar ya da sistemin kulaklarını biraz daha sağırlaştırır.
İşin özü şu:
CİMER Dijital Ego Tatmin Platformu değildir. Orası bir reset tuşu değil, kayıt cihazıdır. Dijital çağda en pahalı hata, silindiğini sandığınız ama arşivlenen cümlelerdir. Klavye cesareti geçicidir; hukuki ve vicdani sonuçlar ise kalıcıdır.