Ramazan Avuşmak hoca…
Bir anda gündeme düştü.
“Atatürk’e hakaret” iddiasıyla önce gözaltına alındı, ardından da hızla tutuklandı.

İşte tam da burada sorulması gereken ilk soru şu:
Bu acele neden?
Henüz kamuoyuna yansıyan somut, tartışmasız bir delil yokken, süreç adeta “eli ateşten kaçırır gibi” hızla işletildi. Oysa hukuk dediğimiz şey, refleksle değil, delille ve soğukkanlılıkla işler.
Daha da ilginci ne oldu biliyor musunuz?
Olayın merkezindeki öğrenciler…
Hepsi birden şikayetlerini geri çekti.
Ve ardından yeni bir iddia gündeme geldi:
Şikayetlerin bazı öğretmenlerin yönlendirmesiyle yapıldığı…
Şimdi burada tablo daha da karmaşıklaşıyor.
Ortada ciddi bir suçlama var ama ne sağlam bir soruşturma süreci ne de netleşmiş bir kovuşturma.
O zaman bir kez daha sormak gerekiyor:
İddia varsa, ispat nerede?
Çünkü eğer sadece iddia ile insanlar tutuklanacaksa, o zaman herkes herkes hakkında bir şey söyleyebilir. Bu da hukuku değil, kaosu doğurur.
Gelelim meselenin en kritik noktasına…
Ramazan hoca gerçekten iddia edildiği gibi bir eleştiri yaptıysa, bunu nereye koyacağız?
Bu durum düşünce özgürlüğü kapsamında değil mi?

Herkes herkesi sevmek zorunda mı?
Bir kişiyi, bir fikri ya da bir tarihi figürü eleştirmek suç mu?
Burada ince çizgi şu:
Hakaret ile eleştiri arasındaki fark.
Eğer ortada açık bir hakaret yoksa, düşünce beyanını suç kategorisine sokmak, toplumun tamamını baskı altına alır.
Bu durum bana geçmişteki 163. maddeyi hatırlatıyor.
O dönem de benzer şekilde, farklı düşünen insanlar üzerinde bir baskı aracı olarak kullanıldığı çokça tartışılmıştı.

Bugün ise benzer eleştiriler, 5816 sayılı yasa üzerinden dile getiriliyor.
Bu benzerlik tesadüf mü?
Yoksa tarih farklı şekillerde tekrar mı ediyor?
Öğrenciler şikayetlerini geri çekti.
Peki şimdi sorulması gereken asıl soru şu değil mi?
Bu aklı kim verdi?
Kim teşvik etti?
Ve neden şimdi geri adım atıldı?
Bu sorular cevaplanmadan, bu dosya kapanmış sayılmaz.

Bu süreçte dikkat çeken bir başka unsur ise sahadaki hareketlilik oldu.
Özellikle gençlerin oluşturduğu Fesder adlı dernek…
Uzaktan bakıldığında bile sahada aktif, refleksi güçlü ve inandığını savunan bir yapı görüntüsü veriyor.
Açık konuşayım:
Yılların gazetecilik tecrübesiyle şunu rahatlıkla söyleyebilirim:
Eğer bu toplumsal refleks oluşmasaydı, Ramazan hoca belki de hâlâ içerideydi.
Çünkü toplumun sesi bazen en güçlü savunmadır.
Doğru ifade edilen bir itiraz, kitleleri harekete geçirir.
Ve bu hareket, hukukun yönünü bile etkileyebilir.

Bu olay bize bir şeyi net şekilde gösterdi:
Hiçbir imtihan sadece bir kişiyi bağlamaz.
Onun çevresini, dostlarını, destek verenleri ve sessiz kalanları da ortaya çıkarır.
Kim durdu, kim sustu, kim destek verdi…
Hepsi kayda geçti.
Ve bu kayıtlar, zamanı geldiğinde herkese kendi aynasını gösterecek.
Cesaret ve çalışmasından dolayı Platform başkanı Fırat İsmail İbrahimoğlu teşekkür ederim.

Ramazan hocaya geçmiş olsun.
Dileğimiz şu:
Bu yaşananlar Türkiye’de ilk ve son olsun.
Çünkü hukuk, güven vermek zorundadır.
Ve düşünce özgürlüğü, bir toplumun nefesidir.
Bu olayda bir şeyi daha net anladık:
Birlik ve beraberlik, sadece slogan değil; Fesder Derneği gibi gerektiğinde gerekeni değiştiren bir güç olmaktır.
Gerisini ise…Takdir
Allah’a bırakmak yeter.
Yine bu olayda Ercan Harmancı hocamızın verdiği destek için teşekkür ederim, kendisi 9 yıl önce bir iftira’ya uğramış ve bedelini 9 yıl boyunca ödemiş bir isim.!
