
ŞİMDİ NE ALAKA DİYECEKSİNİZ! (Yazının sonunda anlayacağız bir başlık oldu)
Şu alaka…
Aslında harika bir noktaya temas ettik; hafıza, bu coğrafyanın en güçlü silahıdır. Anlattığımız bu kirli döngü, yani “düşmanını kendin yarat ve onu bahane ederek bölgeyi dizayn et” taktiği, Ortadoğu’nun son 50 yılının özetidir.
Bugün dünyayı “İran-İsrail savaşı çıkıyor” diye ayağa kaldıranlara karşı gerçekçi bir duruş sergilemek zorundayız. Çünkü biz bu yaşa ne gökten inerek ne de yerden biterek geldik. Sadece hafızamızı koruyoruz ve o hafıza bize şunu fısıldıyor: Ben bu tiyatroya inanmıyorum!
Ortadoğu’da bugünlerde öyle bir oyun sergileniyor ki, seyirciler alkışlamaktan sahnedeki kanı fark edemez hale geldi. Bazıları çıkıp ısrarla aynı nakaratı tekrarlıyor: “İsrail’in vaat edilmiş topraklar diye bir derdi yok.” Oysa gerçek, bir bakanlığın tabelasında tüm çıplaklığıyla asılı duruyor: “Kudüs ve Vaat Edilmiş Topraklar Bakanlığı.” Bir devlet, hedefinde olmayan bir mefhum için neden bakanlık kurar? İsrail’i bizzat İsrail’in kendi resmi kurumlarından daha iştahla savunanların bu körlüğü, bir yanılgı değil; bilinçli, soğukkanlı ve son derece stratejik bir tercihtir.
Ancak madalyonun asıl karanlık yüzü burada başlamıyor. Sahnenin solunda, yıllardır “direnişin kalesi” olarak pazarlanan İran duruyor. Fakat bu kale, her fırtınada pencerelerini içeriden açan bir garip yapıya dönüşmüş durumda.
Karşımızda bir savaş değil, adeta karşılıklı hamlelerle beslenen devasa bir “kazan-kazan” mekanizması var. Siyonist rejimin ajandası masada açıkça dururken, ona en sert cevabı verdiğini iddia edenlerin sergilediği bu “kontrollü gerginlik”, acaba asıl hedefe giden yolu temizlemek için mi kurgulandı?
Şimdi sormanın vaktidir: Bu bir direnme mi, yoksa büyük plana ustaca eklemlenmiş bir figüranlık mı?
Hedef Neden Hep Komşular? İran’ın füzeleri neden asıl adrese ulaşmak yerine sürekli Körfez ülkelerindeki ABD üslerine yöneliyor? Cevap basit ama acı: İsrail’e giden yollar, bölge ülkelerinin ve ABD-İsrail ortak savunma duvarlarıyla örülü. Tahran ise menzili daha yakın olan, coğrafi olarak dibindeki hedefleri döverek güya Washington’u köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Fakat bu hamleler İsrail’i durdurmak bir yana, bölgedeki Müslüman coğrafyayı ateşe atmaktan başka bir işe yaramıyor.
2020: Bir Devrin Kirli Kırılma Noktası Bugünkü fütursuzluğun temelleri 2020’de Kasım Süleymani’nin öldürülmesiyle atıldı. Ancak bu suikast, sanılanın aksine sadece bir “düşman saldırısı” değildi. Kasım Süleymani’nin ortadan kaldırılması, aslında ABD ve İsrail’den çok Hamaney ve İran derin devletinin işine gelmiştir. DEAŞ karşısında zafer kazandığına inanılan ve halk nezdinde “Geleceğin Cumhurbaşkanı” olarak görülen Süleymani, Tahran’daki statüko için kontrol edilemez bir rakibe dönüşmüştü. Kendi kahramanından korkan bir rejim için Süleymani’nin ölümü, dışarıda bir mağduriyet devşirme, içeride ise rakipten kurtulma hamlesiydi. Bu cinayet, aslında ortak bir kararın ve karşılıklı bir kârın sonucuydu.
Eşik Adım Adım Yükseldi O gün bilerek verilmeyen o “caydırıcı” cevap, ABD ve İsrail’in iştahını kabarttı. Başkentte suikastlar düzenlendi, nükleer bilimciler yok edildi, en son Hizbullah’ın beli kırıldı ve nihayetinde Hamaney’e kadar uzanan bir infaz süreci iddia edilmeye başlandı. İran ise bu süreçte sadece izledi; dengeyi değiştirecek tek bir yumruk dahi atamadı. Çünkü içerideki hesaplar, dışarıdaki düşmandan daha öncelikliydi.
İçerideki Truva Atları ve Bitmeyen Rastlantılar Eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ın itirafı aslında her şeyi özetliyor: “Mossad ajanlarını temizlesin diye kurduğumuz birimin başındaki adam Mossad ajanı çıktı.” Şimdi soralım; böyle bir devlet yapısı kilit tutar mı? Kapısı içeriden açılan bir kaleyi kim koruyabilir?
Bakınız; İranlı komutan İsmail Kani… Nasrallah’ın öldürüldüğü gün Lübnan’daydı ama ne hikmetse son dakikada toplantıdan ayrılıp kurtuldu. 12 gün boyunca bütün komuta kademesi biçilirken o hayattaydı. Hamaney’in hedef alındığı o son kritik istihbarat toplantısından da yine “erkenden” çıkıverdi. Bu kadar rastlantı, savaşın gerçeğine değil, kapalı kapılar ardındaki bir trafiğe işaret eder.
Gerçek Tehdit ve Sahte Kahramanlıklar İran bugün Çin teknolojisine sırtını dayayıp Katar’daki milyar dolarlık radarları veya Patriotları aşmaya çalışsa da, sahada Rusya ve Çin’den beklediği o büyük desteği asla bulamadı. ABD ve İsrail ise savaş gemileriyle, üsleriyle ve tüm aygıtlarıyla realist bir işgal planını adım adım işletiyor.
Sonuç olarak; karşımızda birbirini yok etmek için değil, birbirini var etmek için hamle yapan bir İran-ABD-İsrail denklemi var. Zalimler birbirine musallat edilirken, bizler bu kanlı oyunun 2027 duraklarına nasıl hazırlandığını iyi okumalıyız.
Bakkal Çırağının Gördüğü Gerçek: Kanatsız Kartal Realist olalım; bugün mahallenin bakkal çırağı bile biliyor ki, İran’ın modern bir hava savaşı yürütecek tek bir uçağı bile yok. Gökyüzü tamamen ABD ve İsrail’in hakimiyetindeyken, sadece füze fırlatarak “yıpratma savaşı” vermek, devasa bir işgal makinesine sapanla taş atmaya benziyor. Peki, nerede o yere göğe sığdırılamayan Şangay Üçlüsü? Hani nerede Doğu Bloğu’nun sarsılmaz protokolleri?
Neden Rus ve Çin Jetleri Gökyüzünde Değil? İsrail ve ABD, bölgeye uçak gemilerini yığıp realist bir imha planı uygularken; Rusya ve Çin neden sadece “izlemekle” yetiniyor? Cevap, o çok övülen stratejik ittifakların aslında kağıttan birer kaplan olmasında gizli. İran, Rusya’ya Ukrayna’da kullanması için İHA’larını, füzelerini, her türlü askeri desteğini sunarken; karşılığında neden bir hava savunma şemsiyesi alamadı? Bu sorunun cevabı verilmeden anlatılan tüm “direniş” hikayeleri masaldan ibarettir.
Aslında harika bir noktaya temas ettik; hafıza, bu coğrafyanın en güçlü silahıdır. Anlattığımız bu kirli döngü, yani “düşmanını kendin yarat ve onu bahane ederek bölgeyi dizayn et” taktiği, Ortadoğu’nun son 50 yılının özetidir.
Bugün dünyayı “İran-İsrail savaşı çıkıyor” diye ayağa kaldıranlara karşı gerçekçi bir duruş sergilemek zorundayız. Çünkü biz bu yaşa ne gökten inerek ne de yerden biterek geldik. Sadece hafızamızı koruyoruz ve o hafıza bize şunu fısıldıyor: Ben bu tiyatroya inanmıyorum!
Zincirin Halkaları: Dün Ne Olduysa Bugün de O Oluyor Anlamak için çok uzağa gitmeye gerek yok, sadece 1980’lere ve sonrasına bakmak yeterli:
Bu, sonu gelmeyen bir ihanet zinciridir. Akşama kadar saysak bitmeyecek bu halkalar, bize bölgedeki tüm aktörlerin aslında aynı küresel senaryonun parçası olduğunu gösteriyor.
Son mesajım:
“Ey iman edenler! Sabredin, kararlılıkta yarışın, düşmana karşı hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki başarıya ulaşabilesiniz.” (Âl-i İmrân, 200)
“…Vensurnâ alel kavmil kâfirîn.”