- “Sarı Öküzü” Vermemeliyiz! Bünyamin Erdemir yazıyor.!

Meksika’da bulunan Türk vatandaşları, süreç boyunca hem destek hem de yoğun bir nefret söylemiyle karşı karşıya kaldı. Bunlardan biride Gazeteci Cünet Özdemir, Ancak sosyal medya üzerinden yükselen son saldırı, sınırları zorlayan bir boyuta ulaştı. İrlanda’da yaşadığı tespit edilen Gizem Arslan isimli bir kullanıcının, İspanyolca paylaşımlar yaparak mağdurları yerel suç örgütlerine (kartellere) hedef göstermesi büyük tepki topladı.

Yaşananları “sosyal medya kötücüllüğünün Nirvanası” olarak nitelendiren mağdurlar, Arslan’ın paylaşımlarının sadece bir nefret söylemi olmadığını, doğrudan can güvenliğini tehdit eden provokatif bir eylem olduğunu vurguladı. Bugüne kadar pek çok olumsuzluğa göğüs gerdiklerini belirten Cüneyt Özdemir, bu seviyede bir hedef gösterilme karşısında şaşkınlığını gizleyemedi.

Olayın ardından sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Gizem Arslan’ın bu eyleminin asla unutulmayacağı ve hukuki/toplumsal zeminde takipçisi olunacağı belirtildi. Özellikle İspanyolca kullanarak yerel suç unsurlarını harekete geçirme çabası, dijital zorbalığın en tehlikeli örneklerinden biri olarak kayıtlara geçti.
YORUM: Bünyamin Erdemir Yazıyor…

Meksika’da tatil için bulunan meslektaşımız Cüneyt Özdemir’in yaşadıkları, sadece bir güvenlik zafiyeti değil; insanlığın ve milli vicdanın nasıl dibe vurabileceğinin ibretlik bir vesikasıdır.

Olay malum: Bir kartel liderinin öldürülmesiyle Meksika sokakları adeta birer savaş alanına dönmüş; şehirler yerle bir edilirken Cüneyt Özdemir kaldığı otelde mahsur kalmıştır. Can pazarı yaşanırken, yerinin bilinmemesi hayati bir önem taşırken sahnede bir isim beliriyor: Gizem Arslan.
İrlanda’nın Dublin şehrinden klavye başına geçen bu şahıs, sosyal medyanın sunduğu imkanları birer infaz aracına dönüştürerek, İspanyolca mesajlarla Meksika kartellerine sesleniyor. Üstelik bunu, “Bu bilgiyi elden ele kartellere iletir misiniz?” diyerek, bir Türk gazetecinin konumunu uyuşturucu çetelerine açıkça ihbar ederek yapıyor.

Meksika ordusunun bile baş edemediği; işkence, fidye ve infazlarla dünyayı dehşete düşüren kartellere bir Türkün, başka bir Türkü ihbar etmesi ne etiktir, ne ahlakidir ne de insanidir! Bu eylemin arkasında yatan motivasyon ister şahsi bir nefret olsun, ister siyasi görüş ayrılığı; hiçbir sebep, bir insanı böylesine vahşi bir ölüm makinesinin önüne atmayı meşrulaştıramaz. Bu, sosyal medya kötücüllüğünün ulaştığı son nokta, tabiri caizse “ihanetin Nirvanasıdır.”
Bizler, bugün meslektaşımız Cüneyt Özdemir’e yönelik bu alçakça saldırıya sessiz kalırsak, yarın bu ateşin bizi de yakacağını iyi bilmeliyiz. Zira biz bu hedef göstermelerin, bu linç girişimlerinin daha lokal ve yaptırımlı hallerini zaten sık sık tecrübe ediyoruz.

Eğer bugün sesimizi en gür haliyle çıkarmaz, desteğimizi net bir şekilde ilan etmezsek; vakti geldiğinde “O sarı öküzü en başta vermemeliydik” demenin hiçbir faydası olmayacaktır.
Mesleki onurumuzu, insanlık değerlerimizi ve en önemlisi birbirimizin can güvenliğini korumak zorundayız. Gizem Arslan gibi nefretini cinayete azmettirecek kadar ileri taşıyanların karşısında dimdik durmak sadece mesleki değil, insani bir borçtur.
Unutmayın; birine yapılan haksızlık, herkese yöneltilmiş bir tehdittir.